28 Eylül 2015 Pazartesi

Kubbe'nin Altında/Stephen King-YORUM



Kitabın Adı:Kubbe'nin Altında

Orjinal Adı:Under The Dome

Yazarı:Stephen King

Yayınevi:Altın Kitaplar

Sayfa Sayısı:1024






Under The Dome adlı diziyi duymuşsunuzdur.İşte dün bu dizinin kitabını bitirdim.Dizinin ilk 5 bölümünü falan izlemiştim.Sonra kitabı olduğunu öğrenip diziyi bıraktım.2014 Tüyap Kitap Fuarından aldım kitabı.Ancak kitaptan çok tuğlaya benzediği için gözüm korktu.Okuması 2015 yazına kaldı.


 119 Karayolu'nun aşağısında, Chester's Mill'de kıyamet kopmak üzere...

Güzel, güneşli bir günde küçük kasabanın dünyayla olan bütün bağlantısı görünmez bir güç tarafından kesilir. Uçaklar görünmez bir kalkana çarpar, şiddetli bir yağmur önüne geleni yıkıp yerle bir eder. Kubbe yavaş yavaş alçalırken bahçıvanın eli kopar. Arabalar infilak eder. Aileler birbirinden kaçar, herkes panik içindedir. Hiç kimse bu kalkanın nedenini, neden, ne zaman geldiğini ve ne zaman ortadan kalkacağını bilemez. Bir Irak savaşı gazisi ve acımasız bir politikacı Kubbe'nin altındaki gücü ele geçirmeye kararlıdır, ama onların asıl düşmanı Kubbe' dir, çünkü zaman gittikçe azalmaktadır.

Nereden başlasam bilemiyorum.O kadar çok bahsedilecek unsur var ki..
Kitabı aldınız,korkunuzu yendiniz,kitabın kapağını araladınız.Karşınıza direkt olarak bir kasaba haritası ve karakterler listesi çıkıyor.Bu liste 60 küsur karakterden oluşuyor.İçinize bir tedirginlik düştü.Yok be bu kadar karakter yoktur dediniz.Ama var.Listede ki karakterler bir bir karşınıza çıkıyor.Hemde en ince ayrıntısına kadar
En büyük korkum karakterleri unutmam ya da karıştırmamdı.Ama hiç bir karakteri unutmadım.Uzun süre adı geçmeyen karakterden bahsedildiğinde bile kim olduğunu çok net hatırladım.Bunun için kendimi övmek isterdim ama övgüler King abimize gidiyor.

Chester's Mill kasabasının dış dünyayla olan bağlantısı görünmez bir güç tarafından kesilir.Kasabaya giden tüm yollar bu güç tarafından kapanır.O an kasabanın içinde bulunan tüm insanlar kasabanın içende kalır.Herkes panik içindedir.Yiyecekler,su ve enerji gibi en önemli ihtiyaçlar yavaş yavaş tükenir.Bu kargaşa ortamında herkes kendine bir yol çizer.Bu yolun sonu belirsizdir.

1024 sayfa dedik ama görünüşüyle tam bir tezat içerisinde.Oldukça akıcı ve sürükleyici.İlk 200 sayfa Kubbenin inişi ve yarattığı sorunlara odaklanmış.Daha sonrası ise kubbenin içindeki yaşam,insan ilişkileri ve psikolojisi üzerine...

Bu Kubbe ortamı içerisinde her telden insan bulabilirsiniz.En kötüsünden en iyisine,en akıllısından en aptalına..Belki bir karakteri bile benimseyebilirsiniz.
Dale Barbara yani "Barbie" son anda bu Kubbe içinde sıkışan biri.Eski asker.Benim çok sevdiğim bir karakter oldu.
Julia Shumway ise en sevdiğim ve en güçlü kadın karakterler arasına rahatlıkla girer.Koca Jim'e bile kafa tuttuysa bu kadın sevilmez mi?
Peki kim bu KOCA Jim?
Okuduğunuz en sinir bozucu karakterlerden biri olabilir.Kubbe'den önce meclis üyesiyken Kubbe'nin içerisinde güç peşinde koşan ve imparatorluğa yükselen,gücü elinde tutmak için türlü entrikalara giren bir karakterdir.Birde bunun oğlu Junior var ki.Onun da babasından aşağı kalır bir yanı yok.

Kitapta baş karakter diyebileceğiniz biri yok.Bölüm bölüm her karakterin hayatına dahil oluyoruz.Bazen bu Julia'nın köpeği Horace bile olabiliyor.Hal böyle olunca 1 gün 100 sayfa da anlatılıyor.Kitap Kubbenin inişiyle başladı ve 1024 sayfa sonra Kubbenin inişinin üzerinden 1 hafta bile geçmemişti

Bunlar benim için hep olumsuz unsurlar.
*Çok fazla karakter olması
*1 günün 100 sayfada anlatılması
*Aksiyonun olmaması
*Tamamen insan ilişkilerine odaklanılması
*Bi ara Kubbenin tamamen unutulması

Ben kitaba başlamadan önce böyle olacağını tahmin ediyordum bu yüzden ön yargıyla başladım.Ama öyle bir ters köşe oldum ki.Bir oturuşta 300 sayfa okudum.Kitabın içinde kayboldum.Beklediğimden çok daha mükemmel çıktı.Eğer sizinde benim gibi ön yargılarınız varsa bu önyargıları yıkın ve şu kitaba bi şans verin.

Stephen King'in ilk okuduğum eseri Hayvan Mezarlığıydı.Ve açıkcası King'in biraz abartıldığını düşünmüştüm.Ama Kubbenin Altında'yı okurken hiç sıkılmamam yazara hayran olmamı sağladı.Diğer ktaplarını en kısa sürede okumak istiyorum *-*

Gelelim kitabın sonuna merak etmeyin spoiler yok! Kitap boyunca kafamı hep kubbe meselesine yordum.Aklımda tek bir teori vardı ve o da doğru çıktı.Ama doğru çıkmasını istemezdim.Kitabın sonu özellikle Kubbe meselesi beni hiç tatmin etmedi.Hani okuyorsunuz okuyorsunuz beklentileriniz oldukça yükseliyor ama beklediğinizi bulamıyorsunuz ya :(  Kubbe meselesine getirilen açıklama ve Julia'nın sonda yaptığı şey çok yetersiz geldi.Sanki Stephen King Kubbeyi koymuşta kaldırmayı becerememiş gibi..

Kitap bittikten sonra dizisine başlayayım dedim.Daha ilk 20 dakikada o kadar çok farklılık gördüm ki...
Barbie'nin kasabadan arabayla çıkmaya çalışması(ki oraya kitaptaki gibi arabalı sarışını koysalardı çok daha etkileyici olurdu.)
Kubbenin ses geçirmemesi
Tabiki kitabı birebir geçirecek halleri yok illa ki farklılıklar olacaktır.Ama sonra Rusty Everett'in Kubbe dışında kaldığını gördüm ve orda bayıldım sanırım.Kitaptaki en önemli ve en sevdiğim bir karakteri Kubbe dışında görünce ne olduğunu şaşırdım.ŞİMDİ KİM OTOPSİ YAPACAK?? Ki zaten  bu Rusty itfiayeci olmuş -_-




Biraz da gördüğüm kadarıyla dizide ki oyunculardan bahsetmek istiyorum.
Barbie karakterini canlandıran Mike Vogel karaktere biraz oturmuş biraz oturmamış.Ben okurken onu hep Jensen Ackles olarak canlandırmıştım.Bence role çok daha iyi uyardı.

Bu adam neden burda koca kafalar gibi çıkmış. o.0

Julia Shumway ise benim için bir süpriz oldu.Alacakaranlığın Victoria'sı Rachelle Lefevre karşıma Julia olarak çıktı.Role de çok yakışmış.


Barbie,Julia,Joe,Jim hatta koca göbekli ve kel olarak düşündüğüm ama hiç öyle çıkmayan Duke Perkins'e bile tamam ama Junior o role hiç olmuş mu?

Hayalimde ki Junior iri yarı,serseri tipli,etrafta bali çekmiş gibi dolaşan yaratık görünümlü biriydi.(demek ki baya nefret etmişim)

O düşüncelerden sonra karşıma Junior olarak bu bebek yüzlü oğlan çıkınca ben şok oldum tabi.Bu tiple o kadar işe bulaşıp nasıl pislik gibi görünecek bilemiyorum.

Diziye devam etmeyi düşünüyorum.Yalnız kitap bittikten sonra eksikliğini hissettim.Barbie'yi Julia'yı okumamak garip hissettirdi.

Br sonraki yazımda görüşürüz.

22 Eylül 2015 Salı

4.KMBT||Kutsal İnek/David Duchovny-YORUM+ALINTILAR




Herkese merhaba! Nasılsınız? Tatil bitior maalesef :( Resmen 1 aydan az kaldı.Daha dün gibi karne günü.Bu yazda öyle boş boş geçti.Tek yaptığım voleybola gitmek oldu.O kadar.
Tabi bu arada 3.Kitap Melezleri ile Blog Turu'nun kitabı olan Kutsal İneği okudum.Yorumu ve alıntılarıyla karşınızdayım :)




Hindistan'dan Türkiye'ye, İsrail'den Filistin'e kıtalararası bir macera!

X-Files ve Californication'ın yıldızı David Duchovny'den katıla katıla okunacak lezzetli bir hiciv,
iyimser bir sistem eleştirisi, bir doğal hayat manifestosu.

Siz, ben, biz, yabandaki hayvanlar, dizinizin dibindeki hayvanlar, tabağınızdaki hayvanlar, yanınızda duran kişi... Hepimiz biriz. Hepimiz kutsalız.

Bütün inek anneleri gibi aniden ortadan kaybolan annesinin özlemiyle yanıp tutuşurken, insan ırkının himayesindeki ineklerin başına gelenleri öğrenen Elsie, bir gece çiftlikten kaçar. Hindistan Operasyonu dediği kaçış projesinin hedefi makûs talihine dur demek, feleğin tekerine çomak sokmaktır. 
Bu özgürlükçü macerada Elsie'ye onunla aynı emelleri taşıyan bir domuz ve bir hindi yoldaşlık eder.

Güçlerini birleştiren hayvanlar ezber bozarak insanlığa nanik yapıyor!

"Hayvan Çiftliği'nden bu yana yazılmış en ilgi çekici hikâyelerden."
-Time Out-

"David Duchovny'nin cezbedici, cesur ve hazırcevap icadı Elsie Bovary, hiçbir okurun karşı koyamayacağı bir edebiyat festivalini garanti ediyor."
-Rafael Yglesias-
(Tanıtım Bülteninden)

Elsie,çiftliğinde hayatında mutlu bir halde yaşamaktadır.Yakın arkadaşı Mallory ile bir akşam boğaları ziyaret ederler.Mallory boğalarla eğlenirken,Elsie çiftçinin evine doğru çekildiğini hisseder.Hislerine karşı koyamaz ve evin camından baktığında televizyonu yani onun deyimiyle Kutu Tanrı'yı görür.Gördükleri hayata bakış açısını değiştirir ve ne olduğunu anlamadan yanında kendine Şalom diyen bir domuz ve adı Tom olan bir hindiyle çiftlikten kaçar.Türkiyeden İsraile,İsrailden Filistine ve ardından Hindistan'a macera dolu bir yolculuğa çıkarlar.
Tur kitabımız olarak okumadan önce kitaptan hiç haberim yoktu.Ancak okuduktan sonra iyi ki okumuşum dedim.Haberimin olmamasını yeni kitap olmasına bağlıyorum.İlk baskı Temmuz 2015'te yapılmış.

"Çoğu insan,ineklerin düşünemediğini zanneder.Selam.Durun,düzelteyim:çoğu insan ineklerin düşünemediğini ve duygularının olmadığını zanneder.A-lo.Ben bir ineğim;adım Elsie,hı-hı,biliyorum.Mö.Oldu mu? Ya...Düşünebiliyor,hissedebiliyor,espri yapabiliyoruz...Çoğumuz.Bana adını verdikleri büyük teyzem Elsie mesela,hiç anlamazdı espriden.Hiç.Sıfır diyorum.İnsanların yaptığı aptallıklarla ilgili esprilere bile gülmezdi.Hani vardır ya,iki insan bir bara girmiş..Ama durun,fazla vaktim olmayabilir.Oyalanmamam lazım."

Kitabımız böyle başlıyor.O kadar samimi bir giriş ki.Günlük tarzında yazıldığı için çok cana yakın bir dil kullanılmış.Dili okurken eğlenmemi ve sayfaların su gibi akıp gitmesine neden oldu.Zaten 155 sayfalık kısacık bir kitap.Aynı akşam başlayıp bitirdim.



İçinde böyle resimler,illüstrasyonlar var.Ben çok hoş buldum.Severim kitapların içindeki illüstrasyonları,not bölümlerini,açıklamaları...

Ayrıca günümüzdeki filmlere ve kitaplara da bol bol gönderme mevcut.Tabi ben çoğunu anlamadım.Cahilliğin sonu...

En sevdiğim sahnelerden biri Türkiye'ye iniş sahneleriydi.Ufacık yerde Turkey desinler heyecanlanan beni sırf Türkiye'den bahseden bir sayfayı okurken düşünün.Türkiye deki bölümlerin daha fazla olmasını isterdim tabi.

Yazarın eğlenceli,akıcı dili kitabı bana sevdiren önemli noktalardan oldu.Eğer 3.kişi ağzından yazılmış olsaydı belki bu kadar sevmeyebilirdim.Sanırım bir hayvan ağzından yazılmış olarak okuduğum ilk kitap oldu.İnek Elsie,Domuz Şalom ve hindi Tom çoğu yerde kişiselleştirilerek okuyucuya aktarılmış.Beni pek rahatsız etmedi açıkçası.Ayrıca komik diyologlar da vardı.Ben kitaplarda genellikle gülmem veya ağlamam.Ama Kutsal İnek'te beni gülümseten yerler mevcuttu.Hepsinin altını çizdim.Alıntılarda da paylaşacağım.Yazarın vermek istediği mesajı  başarılı bir şekilde veremediğini düşünüyorum.Buradan yarım puan kırdım.

Bir oturuşta bitebilecek,size eğlenceli zaman geçirtecek bir kitap.


"Masumiyet hoştur ama dünya bize daha fazlasını sunar ve sunulanı almamak hatadır.Ebediyen buzağı kalınamaz."

"Kaka işte.Kaka ile pırt.Ne?Rahatsız mı etti?Bana ne,senin derdin o büyük reis.Hepimiz kaka yaparız.Bol yaparız hem de.Ne var bunda?Kaka-kaka-kaka-pırt-zart-zurt-kakaloji-pırtizm,veaire."

"İnsanların kendilerine hayvan denmesinin ağır hakaret saydıklarını biliyorum.Şahsen hiçbir insana hayvan deme ayrıcalığını tanımam çünkü hayvanlar yaşamak için öldürebilirler ama asla öldürmek için yaşamazlar.İnsanlar,kendilerine yeniden hayvan denmesini hak etmek zorunda."

"Neden bir şeyin kıymetini en çok terk edeceğimiz anda fark ederiz?"

""Her yeri terk etmek zordur" dedi."Terk ettiğin yer berbat olsa bile zordur.""

"Kancık mı dedin ulan bana,Rin Tin Tin kılıklı?"

"Bir şeyi dışarıda tutmak,kendini içeri kapamak demektir.Tek duvarla bir değil,iki hapishane yaratılır."

April Yayıncılığa turumuzda bize sponsor oldukları için ve kitabın basımını ve tasarımını gerçekten özenerek yaptıkları için çok teşekkür ediyorum.Bir sonraki tur yazımda görüşmek üzere :)

21 Eylül 2015 Pazartesi

7 Erdem Tag

Yine bir İnstagram tag'i #yedierdemtag Ben bu tagları İnstagram hesabımda yapmıştım zaten ama blogta da bulunmasını istedim :)

1-Saflık:Okurken hakkında hiçbirşey bilmediğiniz ama çok beğendiğiniz bir kitap
🍃Küller


2-Ölçülülük:Hangi kitabı almamak için kendini zor tutuyorsun?
🍃Harry Potter'ın yeni baskıları


3-Hayırseverlik:Birine okuması için hediye edebilseydin hangi kitabı seçerdin?
🍃Ölmek İçin 13 Sebep


4-Çalışkanlık:Hangi yazarın kitaplarını alamk için çalışmayı seçebilirdin?
🍃Jennifer Armentrout


5-Bağışlama:Hangi yazarın kitapları kalbini parçalara bölmüş olsa da onu affettin?
Alexandra Bracken


6-Kibarlık:Tanıdığın en kibar kurgusal karakter?
Beni Seçten Maxon.

7-Alçakgönüllülük:Hangi kitaba alçak bir beklentiyle başladın ama beklentinin üstüne çıktı?
Karanlık Zihinler.

İnstagram da gördüğüm bir tag olduğu için blogta kimseyi etiketlemeyeceğim ama yapmak isteyen olursa etiketlediğimi varsayabilirler :)

20 Eylül 2015 Pazar

7 Ölümcül Günah Tag

Merhaba :) Nasılsınız?
Eğer mutluysanız 1 cümleyle tüm mutluluğunuzu bozabilirim.Okulların açılmasına 8 gün kaldı.Ne mutlu bir haber değil mi :) :) :) :)  
Ben konuya döneyim.İnstagram'da  #yediölümcülgünahtag isimli bir tag vardı.Beni kimse etiketlemedi.*CRY*
Ama ben tabi ki de yaptım.Blog'a yazı girmek istiyordum.Ne yazacağımı bulamadığım için bari tag'i blogta da yapayım dedim.Sorular...

Açgözlülük:En pahalı kitabınız hangisiydi ve ne kadardı?
Kubbenin Altında 32 liraydı. 


🍁Öfke:Hangi yazarla aranızda sevgi-nefret ilişkisi var?
Stephenie Meyerdan yazıcam diyip yazmadığı kitaplar için nefret ediyorum.Ama yazdığı kitaplara da bayılıyorum.


🍁Oburluk:Hangi kitabı hiç bıkmayıp tekrar tekrar okudun?
Alacakaranlık.Sıkıldıkça okuyorum. 


🍁Tembellik:Hangi kitabı okumayı tembelliğinden dolayı ihmal ettin?
Kan Ateşi 


🍁Gurur:Daha entellektüel gözükmek için okuduğunu övüne övüne söylediğin bir kitap hangisidir?

Herkes dizisini konuşurken kitabını okudum demek var😎 her ne kadar diziyle alakası olmasa da.. 


🍁Şehvet:Hoşlandığın cinsteki kurgusal karakterde en çok neyden etkilenirsin?
Zeki olmasından,laf sokmasından,esprili ve güçlü olmasından adının Liam soyadının Stewart olmasından... 


🍁Kıskançlık:Hangi kitabı hediye olarak almak isterdin?
Ben mi alıyorum bana mı alıyorlar? İnsanlara hediye olarak Ölmek İçin 13 Sebep'i almak isterdim.Kendime de Lola ve Komşu Çocuğu ya da Bayan Peregrine'nin hediye olarak gelmesini isterdim.


Şimdi bu İnstagram da gördüğüm bir tag olduğu için blog ta etiketleme yapmayacağım ama yapmak isteyen olursa etiketlediğimi varsayabilirler.

19 Eylül 2015 Cumartesi

Haftanın Önerileri #3


Herkese merhaba :) Haftanın Önerileri yazıma hepiniz hoş geldiniz. En son 2 hafta önce Haftanın Önerileri yazımı yazmışım.Bu 2 haftalık süreçte tatildeydim ve bilgisayardan uzaktım.Bundan sonra okul dönemi başladığı için her hafta yazabilir miyim daha doğrusu yazabilecek bir şeyler bulur muyum bilmiyorum.Neysen başlayalım artık.
Kitap Önerisi
Bu hafta ki kitap önerim Buz Kapanı.Böyle harika bir seri olamaz.Buz Kapanı Karanlık Zihinler Serisi'nin 2.kitabı.Bu yüzden daha seriye başlamayanlar için yorumu kısa tutup spoiler vermemeye özen gösteriyorum.Eğer hala Karanlık Zihinler'i okumadıysanız çok şey  kaçırıyorsunuz.Karanlık Zihinler yorumu için TIKLAYIN








Dizi Önerisi
The Tomorrow People benim geçen sene izlediğim bir diziydi.Konusunu hatırlıyorum ama kendim yazarsam iyice karıştırabilirim.Stephen Jameson, günümüz dünyası ile gelecek arasında köprü görevi gören bir gençtir. 1 yıl öncesine kadar ne olduğundan haberi yokken sesler duymaya ve rüyaları karışmaya başlar. Sonunda dayanamaz ve kafasındaki sesleri dinleyerek diğerlerini (John, Cara ve Russell), yani "Yarının İnsanları'nı" bulur. Ama yalnız değillerdir. Ultra adındaki grup da bu tarz özel insanların peşindedir ama onların zararlı türler olduklarını düşünmektedirler. Stephen'ın önünde 2 yol vardır: Ultra'ya yardım edip Yarının İnsanları'nın izole edilmesine yardım ederek çevresindekileri güvence altında tutmak ya da Yarının İnsanları'nın yanında yer alıp belirsiz, farklı bir hayata devam etmek. Ama onun asıl istediği geleceğe değil geçmişe doğru gidip babasının gizemli kayboluşunu çözmektir. Dizinin başrolü Robbie Amell, Arrow'un başrolü Stephen Amell'in kuzeni. Dizinin yapımcılarından biri de The Vampire Diaries'in yaratıcısı Julie Plec.Böyle fantastik olsun bilimkurgu olsun o diziye bayılırım.Önerileriniz varsa söyleyebilirsiniz tabiki.The Tomorrow People'ı gerçekten severek izliyordumAncak sadece 1 sezon sürdü.Neden devam edilmediğini hatırlamyorum ama keşke 2.sezon çekilseydi.Bu arada dizide John'u canlandıran Luke Mitchell'i de ayrı severim ;)

Film Önerisi

Beastly yani Türkçe adıyla Sevimsiz'i Salı günü izledim.2.ye izleyişim oldu.Konusu kısaca Güzel ve Çirkin hikayesinin günümüze uyarlanmış versiyonu.Her lisede mutlaka bütün kızların hayran olduğu, erkeklerin ise kıskandığı popüler çocuklar vardır. Şimdi karşımıza çıkan isim Kyle. 17 yaşındaki hovarda ve umursamaz Kyle, bu sefer gözüne sıradışı sınıf arkadaşı Kendra’yı kestirir. Çünkü bütün okul, onun bir çeşit büyücü olduğu dedikodularıyla çalkalanmaktadır. 
Kyle, Kendra’yı herkesin gözü önünde küçük düşürmenin fırsatını kollarken, genç kız bu şımarık oğlana küçük bir ders vermeye karar verir. Yaptığı büyü ile Kyle’ın yakışıklı fiziğini, iç karakteri gibi çirkin ve itici bir varlığa dönüştürür. Büyünün bozulması için Kyle’ın bir sene içide onu, bu haliyle bile gerçekten sevecek birini bulması gerekir. Yoksa ömür boyu bu lanetle yaşaması gerekecetir… İç güzelliğin dış güzellikten daha önemli olduğunu anlatan çok güzel bir filmdi.Bu filmi çok severim ve ne kadar izlesem de sıkılacağımı düşünmüyorum.Başrolündeki Alex Pettyfer'e de hayranım *-* Filmin kitabı da varmış.Onu da çok merak ediyorum.

Müzik Önerisi
Lana Del Rey'imin Noir şarkısına takılıp kaldım.Öyle sinirli bir sesi var ki bu şarkıyı daha muhteşem yapıyor.
Bir sonraki yazımda görüşürüz :)

17 Eylül 2015 Perşembe

Buz Kapanı/Alexandra Bracken-YORUM

Merhaba! Nasılsınız? 
Umarım iyisinizdir.Buz Kapanının yorumunu yazmak için bilgisayar başına oturdum ve İstanbulda k Sahaf Festivali olacağını öğrendim.Şuan yerimde duramıyorum.O kadar hyecanlıyım ki.Ama bir sorun var ben İstanbulda oturmuyorum.Ağlıcam :'( Moralimi iyice bozmadan hemen yoruma geçeyim.
*İlk kitap olan Karanlık Zihinleri okumayanlar için spoiler içerir*
Turuncu… lider… Roo… Herkes farklı bir şekilde sesleniyor bana. Oysa bir tek ben gerçekte ne olduğumu Biliyorum: bir canavar. Ve şimdi beni bekleyen zorlu bir görev var: Virüsün kaynağını açık eden çok gizli Bir bilgiye ulaşmak… Ve bu… bir zamanlar bana nefesim kadar yakın olan birinin ellerinde… Şimdi bir tercih yapmak zorundayım. Ya kalbimi özgür bırakacak ya da Karanlık zihinleri aydınlığa Kavuşturacağım… “Bu kitap, distopya okuyucuları için bir baş ucu kitabı olacaktır.” —School Library Journal

Öncelikle kapaktan ve adından bahsedeyim.Orjinal adı Never Fade ama Parodi Yayınları bu ismi tam olarak Türkçeye çeviremedikleri için Buz Kapanı olarak değiştirmişler.Açıkçası bende ismin tam karşılığını bulamadım ama Parodi Yayınları İnstagram hesaplarında Buz Kapanı'nın kitap için çok uygun bir isim olduğunu açıklamışlardı.Ben kitapla hiç bağdaştıramadım.
Kapağında sanırım Kutup yıldızı var.Bunun da anlamını çözemedim.Olaylarda hep bir kuzey ifadesi vardı.Ondan mı acaba?

"Bana beynim burnumdan akıyormuş gibi dehşetle baktı."

İlk kitap Ruby'nin Liam'ın beyninden kendini silmesi ile bitmişti.Ve gözyaşları ile kitabı kapamıştık.Buz Kapanı tam kaldığımız yerden Ruby'nin birliğe alışma süreci ile başlıyor.Kitaba yeni karakterler yeni mekanlar ve yeni olaylar ekleniyor.Ben kitabın başlarını okurken çok zorlandım.Çünkü ilk kitabı unutmuştum ve çok ara vererek okudum.Bir gün 20 sayfa okurken ertesi gün hiç okumadım ondan sonraki gün 100 sayfa okudum falan yani kitabın başlarını kendi ellerimle bölük pörçük ettim.E haliyle o kimdi en son ne olmuştu kim iyi kim kötü derken kafam iyice karıştı ve yaklaşık 200 sayfa boşa gitti.Zaten Chubs ve Liam olmadan kitap bana hep eksik geliyordu.

"Sen ve ben hiç tanışmamışız,öyle dedi.Ama tanışmış olmak zorundayız,zorundayız çünkü yüzünü tanıyorum.Sesini tanıyorum.Bu nasıl olabilir?"

Ne zamanki bu karakterler kitaba dahil oldu o zaman kitap güzelleşti.O andan itibaren 100-150 sayfa tek oturuşta okur hale geldim.Kitap başından sonuna kadar aksiyon ve heyecan içeriyor.Yalnız Alexandra Bracken'ın yazım tarzıyla ilgili bir şey beni rahatsız ediyor.Sorun bende mi bilmiyorum ama bazen kitabı okurken birden olaylardan kopabiliyorum.Kitabın sonuna kadar Jude'un kız mı erkek mi olduğunu anlayamadım.Hislerim erkek yönünde ama emin olamıyorum.Ya da bir şey işte ne olduğunu çözemedim ama okurken bazen geriye dönüp tekrar okuma htiyacı hissediyorum.

Neyse yeni karakterlerden bahsetmek istiyorum.Cole,Vida ve Jude.
Cole,Liam'ın abisi ilk kitapta da bahsi geçmişti.Çok sevdiğim bir karakter oldu.Bebeğim deyişi...
Vida başlarda gıcık bir tip gibi gelse de sonradan o hırçınlığı hoşunuza gitmeye başlıyor.
Jude yine tatlı bir karakterdi ama 15 yaşında olmasına rağmen niye 5 yaşındaymış gibi davrandığını anlamadım.
Vida ve Jude'u sevdim ama benim için olmasalar da olurlar bana Liam ve Chubs yeter *-*

Okurken bi ara tek istediğim Ruby'nin birliği bırakıp Liam ve Chubs'la yola devam etmesiydi.Anladım ki ilk kitabı özlemişim.

"Sana bakıyorum ve seviyorum seni."

Tek hayalkırıklığım  Liam&Ruby sahnelerinin az olması.Yazarın 3.kitapta bunu fazlasıyla bize vereceğini düşünüyorum :)

Sonu ilk kitap kadar olmasa da heyecanlı bitiyor.Hani bir serinin herhangi bir kitabını okurken serinin nasıl biteceğini tahmin edebilirsiniz ya.İşte bu seride olmuyor.Bu seri nasıl biter hiç bir fikrim yok.

Parodi Yayınlarının 3.kitap olan In The Afterlight'ı çabuk çevirmelerini umarak yazıma veda ediyorum.Bir sonraki yazımda görüşmek üzere :)

8 Eylül 2015 Salı

3.KMBT||Emanet Mezar/Ariana Franklin-YORUM+ALINTILAR


3.Kitap Melezleriyle Blog Turundan hepinize merhaba! Melezlerin bu ay ki tur kitabı Emanet Mezardı.Yoruma geçmeden önce konusunu bir okuyalım.

 Glastonbury Manastırı'nda, bir tabutta iki insana ait iskelet kalıntıları bulunur. Bu iskeletlerin Kral Arthur ve Kraliçe Guinevere'e ait olduğu söylentisi yayılır. II. Henry hükmettiği topraklardaki Gallilerin Kral Arthur'un döneceğine dair besledikleri umudu yok etmek ve çıkabilecek bir isyanı dizginlemek amacıyla, bu iskeletlerin kimliklerinin belirlenmesini emreder. Bu görev kralın ölüm üstadı Adelia Aguilar'a verilir. Adelia ve onun yakın dostu Emma'yı, mezarlıklardan cüzamlı adasına, manastırın dehlizlerinden kralın sarayına uzanan nefes kesen bir macera ve geçmişin derinliklerine saklanmış büyük bir sır beklemektedir. Emanet Mezar, soluk soluğa okuyacağınız muhteşem bir tarihi gerilim romanı. 
"Ariana Franklin, tarihi gerilim romanının, roman kahramanı Adelia Aguilar ise ölümün kraliçesi." -Publishers Weekly-
 "Emanet Mezar, bir manastırın derinliklerindeki mezarlarda, geçmişin kuytu köşelerinde, sırların kenar çizgilerinde dolaşan muhteşem bir roman." -Booklist-
 "Ölüm, esrarengiz olaylar, rüyalar, tutku, inanç, hırs ve ihanet bu kitapta bir arada. 12. yüzyılın karanlığında ışığa yeni bir yol açan kahramanların izini sürmek isteyeceksiniz." -Amazon-
 Emanet Mezar,Mistress of the Art of Death Serisinin 3.kitabıymış meğer.Bunu az önce öğrendim.Okurken seri olduğuna dair hiç bir ize rastlamadım.Yani bu kitabı seriden bağımsız olarak okuyabilirsiniz.

Baş karakterimiz Adelia Aguliar kralın ölüm üstadıdır.Glastonbury Manastırında bir tabutta 2 ceset bulunur.Ve bu cesetlerin Kral Arthur ve Kraliçe Guinevere'e ait olduğu söylenir.Cesetlerin onlar olup olmadığının ispatlanması için Adelia'yı görevlendirir.Bu görev sırasında Adelia bin bir zorlukla karşılaşırken bir yandan kaybolan arkadaşı Emma'yı aramaya çalışır.

Öncelikle konunun içinde Arthur efsanesinin geçmesi,Avalon, Excalibur gibi önemli şeylerden bahsedilmesi beni kitaba bağladı.Arthur efsanesine olan ilgim çok büyük.Bu kitapla beraber Merlin dizisine tekrar başladım.Ve ardından Kral Arthur ve Merlinle alakalı 3 kitap aldım.

Kitabı ilk başlarda hep kafamda soru işaretleriyle okudum.Karışık bir konusu vardı ve bana yabancı olan İngiliz tarihi okumamı kolaylaştırmadı.Kitabın 250.sayfadan sonra açıldığını söylemeliyim.250'ye kadar.Daha çok tarih ve araştırma varken.250.sayfadan sonrasında polisiye ve gerilim ağır basıyor.Karakterler çok gerçekçi işlenmişti.

Yazarın tüm bu kurguyu çıkarırken bolca araştırma yaptığı belli.Yabancı kelimeler kullanması ve açıklaması,kitabın içinde bolca Latince kelime ve cümlelerin bulunması,mitolojiden bol bol bahsetmesi bunun kanıtları ve tüm bunları yaparken tarihten bahsetmeyi unutmamış.

Ve kitabın sonlarında çok şaşıracağımız olaylar oluyor.Manastırdaki yangının suçlusu kimdi? O cesetler kime aitti? Arkadaşı Emma'nın başına neler geldi? tüm sorular birbir cevaplanıyor.

Tarihi gerilim-polisiye romanı okumak isterseniz Ariana Franklin'in kitaplarına göz atabilirsiniz.Ancak bir Tess Geritsen değil.Benzerlerine göre oldukça az aksiyon ve heyecan içeriyor.Tarihi kurgu ağırlıkta.

Martı Yayınlarına bu turumuzda bize sponsor oldukları için çok teşekkürler :)

"Hala çok yakışıklıydı.Sorun da buydu ya zaten.Yürüyüşü ve konuşması,güzel elleri,içleri kolayca gülebilen gözleri....Bir piskopostan tamamen farklıydı,etrafına şehvet saçıyordu.Tanrı cezasını versin."


"Yirmi yıl önce,diye düşündü.Yirmi yıl önce bir suç işlenmişti.Yirmi yıl önce,bir erkek ve bir kadının cesetlerinin bir daha bulunmamak üzere gömülmesi gerekmişti.Ama şimdi bulunmuşlardı ve onları her kim gömdüyse iskeletlerin kimliklerinin tespit edilmesini ve suçun aydınlığa kavuşturulmasını istemiyordu."

"Minnet lafla değil,icraatla gösterilirdi."

"Doğa,hayatın şarkısını söylerken keşişler ölümün ilahilerini söylüyorlardı.Ve ikisi de bunu çok güzel yapıyorlardı."

2 Eylül 2015 Çarşamba

Muhteşem Yaratıklar-YORUM



Allah Allahhh! Reading Slumptan kurtuldum galiba.Bir oturuşta 200 sayfa okumak bunun kanıtıdır değil mi? Değil mi?? Ama beni 'okuyamama sorunundan' kurtaran kitap Muhteşem Yaratıklar değil.Hatta bizzat sokan o! Bu yorum Muhteşem Yaratıklar hakkında okuyacağınız en olumsuz yorum olabilir.Bilginize!
 Ortada bir lanet vardı. Bir kız vardı. Ve sonunda da bir mezar vardı. Bense bunun farkında bile değildim. 

BAZI AŞKLAR KADERDİR... DİĞERLERİ İSE LANETLİDİR... 

Gatlin'de sürprizlere yer yoktu. Hiçliğin ortasında bir yerlerde duruyorduk. En azından ben öyle olduğunu düşünüyordum, daha fazla yanılamazdım. Lena Duchannes, bir Güney kasabası olan Gatlin'de yaşamakta olan kimseye benzemiyordu. Bir yandan güçlerini gizlemeye çalışıyor, bir yandan da ailesini nesillerden beri eline geçirmiş olan bir lanetle savaşıyordu. Devasa çalılılar, bataklıklar ve Güney'in unutulmuş mezarlıkları gerçeği sonsuza kadar saklamayı başaramayacaktı. Ethan Wate Gatlin'den kurtulacağı günü iple çekiyordu. Rüyalarında gördüğü o hiç tanımadığı kıza âşık oldu. Lena kasabanın en eski ve en ürkütücü evine taşınınca, Ethan tarif edilemez bir şekilde ona doğru çekildiğini hissetti. Aralarındaki bağı anlamaya kararlıydı. Hiçbir sürprizin yaşanmadığı Gatlin'de bir sır bile her şeyi değiştirebilirdi.
İlk önce filmini izlemiştim.Ve beğenmemiştim filmi.Her taraftan kitabı daha güzel yorumları geliyordu.Zaten filmin konusu güzel kitapta çok daha harika anlatılmıştır dedim.Aldım kitabı.Öyle bir heyecan ki bendeki,beğeneceğimden o kadar eminim ki okuduğum kitap olduğu için kitaba başlamamak için zor tutuyorum kendimi.

Neyse ki başladım.Ve kendimi tutamadım halihazırda okuduğum kitap varken bunu da okuyorum.O halihazırdaki kitapta 'Kubbenin Altında'.Nasıl gözüm yemişse ikisini birden okumaya... (Farkettiyseniz iki paragrafta da kafiye kullandım.Hemde farkında olmadan *-*)

Sıradan kasabanın sıradan insanları sıradan bir hayat yaşarken kasabaya sıradışı bir kız gelir.İnsanlar bu kızdan hem nefret etmeye hemde içten içe kıskançlık duymaya başlar.Tüm kasaba ona sırt çevirmişken sadece Ethan Wate onu tanımaya çalışır.O rüyalarında gördüğü kızdır ve ona karşı bir çekim hissetmeye başlar.Zamanla aşka dönüşen bu çekim onları sonu belli olmayan bir kargaşanın içine sürükler.

Erkek ağzından yazılan pek fazla kitap okumuyorum.Zaten erkek ağzından yazılan kitapların sayısı da az.Ama sevdim bu yazm şeklini.Ethan'nın Lena'ya  olan aşkı çok güzel anlatılmış.Aşkında erkek ağzından yazılanı güzel oluyor demek ki..


Filmden görüntüler..Filmdeki sahnelerin resimlerine bakmak filmi izlemekten daha keyifli sanki.
Akıcı olduğunu belirteyim.Yalnız bu akıcılık konunun ilerleyişi değil sayfa sayıları.Konu o kadar yavaş ilerledi ki..Sayfa atlamak istedim.Herkeste böyle olacağını zannetmiyorum.Filmi izlediğimden ve olacakları bildiğimden bana öyle gelmiş olabilir.2 yazar tarafından yazıldığı halde bunu pek hissettirmedi.İyi bir ekip çalışması olmuş.Yazım şekli,anlatımı çok iyiydi bu yüzden sayfalar su gibi akıp gitti.

Konu gerçekten yavaş ilerledi.Ha bir şey oldu olacak derken kitap bitti.Seriye giriş kitabı olduğu için büyücü dünyası hakkında bilgi verilmiş ve aksiyon geri planda kalmış.

En sinir olduğum şeyde Ethan'a davranışları.Çocuk zaten babası tarafından en büyük darbeyi yemiş.Birde Lena'nın durmadan bunu Sen ölümlüsün bir şey bilmezsin sen ne anlarsın gibisinden aşağılaması,Lena'nın ve ailesinin resmen bununla oyuncak gibi oynaması çok sinirimi bozdu.

Kitabın başında Ethan da ki rahatlığı da bir türlü anlamadım gitti.Kız gözünün önünde yağmuru başlatıp durduruyor,akşam yemeğinde masa dönüyor,eve her gelişinde evin iç tasarımının değiştiğini görüyor.Bir kere "Ne oluyo burda?" diye kararlı bir davranış sergileyemiyor.Ben olsam kafayı yemiştim.


En sevdiğim karakteri sorarsanız kesinlikle Lena değil.Ethan da çok sempatik sevimli bir çocuktu ama o da değil.Sanırım Macon Dayı.Adam karizmatik bir kere.

Kitaptaki en önemli olay Lena'nın 16.yaş günüydü.Lena 16.yaş gününde ya Karanlık olacak ya da Aydınlık.Doğum günü gelene kadar işkence çektim resmen.Doğum gününe 5 ay var.3 ay var.1 ay.15 gün.1 hafta.1 gün.7 dakika... Yeter ya karanlık olsun ya  aydınlık dedim artık.Tabi filmin sonunu bildiğim için bu gün sayma meselesi bana fazla uzatılmış geldi.

En kötüsü de Lena'nın tüm kitap boyunca tripten tribe girdiği olay bir sonuca bağlanmadı ya ona yanarım.Kitabın sonuna bakarsak ileri ki kitaplarda aynı olay tekrar edecek.Hiç çekemem.Seriye devam etmeyi düşünmüyorum.Aslında kitabı yarım bırakmayı düşünüyordum ama yarım bırakmayı sevmediğimden dolayı bırakmadım.

Kitabın uyarlaması olan film kitaptan o kadar farklı ki bi ara ben doğru kitabı mı okuyorum diye düşündüm.Filminde kitap o kadar değiştirilmiş ki tek benzerlik karakterlerin isimleri olmuş.

Büyük beklentilerle başlayıp hayalkırıklığyla biten bir kitap daha.Benim dışımda herkes bayılmış kitaba.Belkide ilk önce filmini izlemeseydim böyle olmayacaktı.Bir sonraki yazımda görüşmek üzere!